<p>Hâlihazırda 7 aktif beton santralının faaliyet gösterdiği Güzelburç Mahallesi başta olmak üzere özellikle Antakya genelinde onlarca santral bulunmasına rağmen, Hatay Büyükşehir Belediye Meclisi, Güzelburç ve Narlıca Mahallesi'nde 3 yeni noktaya daha beton santral alanı onayı verdi.</p>
<h2>İTİRAZLARA RAĞMEN GEÇTİ</h2>
<p>Hatay Büyükşehir Belediye Meclisi'nin Temmuz 2026 oturumunda alınan kararlarla, Antakya'nın Güzelburç ve Narlıca mahallelerindeki tarım ile yaşam alanlarını doğrudan etkileyecek yeni beton santralı imar değişiklikleri kabul edildi. Meclis gündemine gelen komisyon raporları doğrultusunda onaylanan kararlar şöyle görüldü:</p>
<p>• Güzelburç Mahallesi 2748 ada; 2, 3 ve 4 numaralı parseller için hazırlanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği kabul edilerek bölge 'beton santralı alanı' olarak planlandı.</p>
<p>• Narlıca Mahallesi'nde 4492 ada 1 numaralı parselin 'beton santral alanı' yapılmasına ilişkin 1/1000 ölçekli uygulama imar planı teklifi meclisten geçti.</p>
<p>• Narlıca Mahallesi 3765 ada 109 numaralı parselin 'beton santralı alanı' yapılmasına dair 1/1000 ölçekli plan değişikliği kabul edildi. İmar planı değişiklikleri, muhalefet partilerinin itirazlarına rağmen AKP ve MHP'nin oy çokluğu ile meclisten geçirildi.</p>
<h2>KENTTE 110 TANE VAR</h2>
<p>Mevcut santralların yarattığı çevre kirliliği, toz ve tarımsal nitelik kaybı yöre halkının ve çevre örgütlerinin tepkisini çekti. Antakya Çevre Koruma Derneği (AÇKD) Başkanı Nilgün Karasu, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği verilerine göre, kentte bu ay itibarıyla 110 tane beton santralı bulunduğunu ifade etti. Karasu şöyle konuştu:</p>
<p>"Deprem bölgesinde kalıcı ve resmi ruhsatlı beton santrallarının sayısını tespit etmek mümkün olsa da geçici statüde faaliyet gösteren tesislerle ilgili maalesef elimizde net bir resmi veri bulunmuyor. Bu belirsizlik ve denetimsizlik ne yazık ki felaketin ilk gününden bu yana devam eden kronik bir sorun. Belediye meclisi kararlarıyla onaylanan tesisler, doğrudan imar planlarına işlendiği için gündeme geliyor. Bir araziye imar planında 'hazır beton tesisi' şerhi düşülmüşse, bu durum o tesisin kalıcı nitelik taşıdığını gösterir. Ancak geçici süreçlerle çalışacak olan santralların şeffaf bir prosedürü bulunmadığı için bu konuda kesin bir rakam ifade edemiyoruz. Bölgenin ihya ve inşa sürecinde taşocaklarına ve beton santrallarına olan ihtiyacın elbette farkındayız. Ancak asıl kritik soru şu: Çevreye ve insan sağlığına en az zarar verecek alternatif alanlar mevcutken, bu tesisler neden ısrarla yaşam alanlarının ve riskli bölgelerin göbeğine kuruluyor? İtirazlarımızın temel kaynağı bu. Bu tercihin arkasındaki yegâne sebep, kâr marjı ve maliyet hesaplarıdır. Örneğin, malzemeyi 10 kilometrelik mesafeden taşımak ile 1-2 kilometreden sevk etmek arasında devasa bir maliyet farkı olduğu ortadadır. Yükselen yakıt ve lojistik giderleri karşısında şirketler tamamen kendi ticari menfaatlerini gözetmektedir. Ne yazık ki yer seçimleri yapılırken yerleşim yerlerine, tarım arazilerine ve meskun mahallere verilecek ekolojik ve insani zararlar hiç hesaba katılmamakta, kamu yararı yerine rant odaklı kararlar ön plana çıkarılmaktadır."</p>